Freud’un Metresi – Karen Mack, Jennifer Kaufman

Sigmund Freud ve teorilerini duymamış olmak imkansız. Bu nedenle onun  özel yaşamıyla ilgili bir roman da ilgi çekiyor. Freud’un Metresi, Sigmund Freud’un eşinin kız kardeşi yani baldızı Minna Bernays ile bir aşk ilişkisi olduğu tezine dayalı bir kitap. Psikoanalizin babası, hayatta neredeyse en önemli şeyin cinsellik olduğunu kafamıza kazıyan Freud, Minna ile ilişki kurdu mu?

Freud, eşi Martha ile 6 çocuk yapmış, doğum kontrole karşıymış. Daha fazla çocuk istemediklerinden, cinsel hayatları genç yaşta bitmiş. (Veya Freud mektuplarında böyle söylemiş de denilebilir) Minna ise Freud’un bir arkadaşıyla nişanlıymış ancak nişanlısı öldükten sonra başkasıyla evlenmemiş. Mürebbiyelik veya “evin hanımının özel yardımcılığı” gibi işlerde çalışmış. Ancak sonunda bu işlerde devam edememiş ve Freud’ların evine yerleşmiş. İşin ilginç kısmı, Minna’nın Freud’larla 40 yıl yaşaması…

Minna’nın eve yerleşmesi 1896’da gerçekleşiyor. Ona verdikleri oda ise Freud ve eşi Martha’nın odasından ince bir paravanla ayrılıyor ve bu bölüme geçmek için Minna onların odasından geçmek zorunda. Bir diğer önemli psikiyatr olan Jung’un 1957’de “Minna bana Freud’la olan ilişkisini itiraf etti çünkü kendisini suçlu hissediyordu” açıklamasından önce bu “ilişki” konusu pek tartışılmamış. Martha’nın aksine Freud’a seyahatlerinde eşlik etmekten hoşlanan ve psikanaliz konuşmayı seven Minna, Freud’un yakın dostu muydu yoksa aşığı mı? 2006’da bir otelde yapılan keşif, kanıt olarak görülüyor: Freud’un Minna ile bir odada kalıp, resepsiyondaki deftere Freud ve eşi olarak imza atması, ancak ertesi gün Martha’ya bir kartpostal göndermesi… Bu o kadar da kesin bir kanıt sayılmaz.

Freud'un Metresi
Freud’un Metresi

Tamamen dedikoduya dayanan bir çıkış noktası olduğundan, bu kurguyu sorgulamaya başka yerlerden başlamalı: Birincisi Doğan Kitap daha iyi bir iş ortaya koyabilirmiş. Yer yer anlaşılmayan cümleler ve yazım hataları var. Eksik kelime ve harfler göze çarpıyor, çeviride anlamsız gelen yerler var. Kapak zaten beyaz dizi roman kapağı gibi. İkincisi yazarlar karakterleri çok stereotipleştirmiş: Freud, çok çalışan parlak bilimadamı, ancak tabii dehasının etkisiyle etrafındakileri çok umursamıyor. Martha, saçını süpürge eden kadın; analık görevlerini yerine getirirken eşini unutmuş, sıkıcı ve aldatılıp unutulmayı kanıksamış biri. Minna ise güzel ve entelektüel, esprili, sıkıntılarından alkolle kaçmaya çalışan döneme göre evde kalmış ama bugüne göre genç bir kadın. Martha ile Sigmund Freud arasında olduğu iddia edilen aşk nasıl olup böyle bir duruma gelmiş, belli değil. Hatta Martha öyle bir anlatılmış ki bu adam nasıl olup Martha’yla evlenmiş anlamak da mümkün değil. Bu dönemde entelektüel kesim arasında metres sahibi olmak, eşini de durumdan haberdar edip bu üçgende yaşamak bol görülen bir durum, Jung’un da evliliğinin böyle olduğu biliniyor. Ancak bundan kitapta pek bahsedilmemiş. Daha çok Minna’nın pişmanlığı ve aşkı üzerinde durulmuş.

Kitapta beğendiğim nokta dönemin Yahudi karşıtı atmosferini yansıtması, bize Viyana’da yaşamın nasıl olduğunu az çok hissettirmesi. Yaygın kullanılan kokainden bahsedilmesi, “aspirin diye yeni bir ilaç çıkmış, öneririm” gibi küçük sevimli kısımlar kitabı ilginçleştirmiş. Freud “kadınları anlamayan, neredeyse kadın düşmanı” biri olarak bilinir, ancak kitapta bu hissedilmiyor. Kitapta tipik aldatan eş olması dışında kadınlara saygısız bir söylemini görmedim 🙂

Çabucak okunacak bir roman, fazla bir şey beklememek gerek, ne yazık ki çok daha iyi romanlar varken buna vakit harcamanızı öneremeyeceğim. Vakit geçirmek için okunabilecek ancak insana pek katkısı olmayan bir kitap.

Notlar:

  • Bir diğer Yaz Okuma Şenliği kitabı ve bir diğer 10 Puan.
  • Yukarıda söylediğim gibi Freud ve Minna arasında bir ilişki olup olmadığı kesin değil ancak Freud’un dönem dönem kendisini entelektüel olarak uyaran kişilere bağlılık gösterdiği bilinen bir gerçek.