Dünyanın Uğultusu – Behçet Çelik

Behçet Çelik, öyküleriyle tanıdığımız, ödüllü bir yazar. Dünyanın Uğultusu ise yazarın ilk romanı. Behçet Çelik’in daha önce birkaç öyküsünü okuduğumu ve ismini not aldığımı hatırlıyorum. Ancak romanı Can Yayınları – D&R kampanyasına kadar alıp okuma fırsatım olmamıştı.

Kahramanımız 10-15 yıldır çalışma hayatında, yalnız yaşayan, 40 yaşlarında bir erkek: Ahmet. Ahmet son günlerde kendisini ruhsuz hissetmektedir. Neredeyse her şeye karşı ilgisizleşmiştir, hayatla ilgili hevessiz gibidir. Sevgilisinin onu terk etmesine bile pek bir tepki vermemiştir, bir de kriz nedeniyle işsiz kalır. İşsizliğin bir süre tadını çıkarmaya karar verir, kafa dinleyip, ruh hâlini düzeltecektir. Fakat umduğu gibi olmaz. Atalet içerisinde geçer günleri. İşsizliğin etkisiyle yeni ortamlara girmiyor, insanlarla pek görüşmüyordur, yine de iki kadınla tanışır. Ayla ve Aynur isimli bu kadınlar, Ahmet’in hayatında eksik olan maceracı hissi ona getirir gibidir, ancak hayalini kurduğu anları yaşayamaz, daha da dengesizleşir.

Bir işsizlik romanı olarak özetlenebilir. Yazar, Ahmet üzerinden orta sınıf bir beyaz yakalı çalışanın hayatını anlatıyor. Çoğumuzun yaşadığı buhranları satır aralarında vermiş: Gençlik hevesleri, siyasetle ilgilenmek, hayat üzerine konuşmak, geleceği hayal etmek ve derken birden yüzüne çarpan gerçek hayat, çalışma hayatı, aile kurma… Ahmet’in taşradan gelip, büyük şehirde üniversite okuyup kendine kurduğu hayat ve kafasındaki soru işaretleri birçoğunuza tanıdık gelecektir. Öte yandan Ayla ve Aynur üzerinden kadınlara değinilmiş. Ayla gizemli bir karakter. O da işsiz, durumdan pek şikayetçi değil. Gerçekçi görünmeyen, burnu havada tavırları var. Aynur, biraz daha derin incelenmiş. Üniversiteden sonra iş bulamamış, ev kızı olmayı kabullenmiş, ancak evde de ruhu sıkılıyor. Annesi, babası, maddi güçlük ve hafif hissettirilen Doğulu belki Kürt olma durumu, Aynur’la birlikte sıkılmamıza, kendimizi bir yerlere ait hissedemememize neden oluyor. Özellikle Aynur’un Ahmet’le ilgili düşündüklerini okuduğumuzda, ona daha bir yakınlaşıyoruz. Çünkü okurun Ahmet’e getirmek istediği eleştirileri Aynur yapıyor.

Kitapta Behçet Çelik’in genel bakış açısını, değindiği konulara yaklaşımını beğendim. Gözümüze sokmadan, hafifçe verdiği mesajlar anlaşılır. Genelde erkek yazarların bana hissettirdiği “sanki biliyormuş gibi ahkam kesiyor” havası yok, doğal bir şekilde hem kadınların sıkıntılarını, hem tüm çalışan kesimin sıkıntılarını, hem de bu toplumda ümitsizce yaşamayı anlatmış. Birkaç yerde “Doğu’daki savaş”tan bahsederek, toplumsal sıkıntılarımıza bir de bu çatışma hâlini eklemiş.

Hepimiz hayatta bir anlam arıyoruz. Zaman zaman ruhsuz hissettiğimiz, belki rol yaptığımız oluyor. Bu romanda bir kez daha işsizliği, hayata anlam bulma çabasını, aile kurup kurmama kararını gözden geçireceksiniz. Belki harika ve unutulmaz bir roman değil ama sorduğu sorular ve bizi ittiği ruhsal durum, kitabı okunmaya değer kılıyor. Basit ve temiz bir anlatım, bizden bir öykü.

Notlar:

  • Romanın sonu oldukça “ucu açık” ve hatta sonuçsuz. Uzadıkça uzayan ve sıkıcılaşan bir işsizlik hikayesinin böyle havada bırakılması okur için pek hoş değil. Yine de yayımlandığı zaman bolca övüldüğünü gördüm. (Bunları yazarın kendi sitesinden, şu linkten okuyabilirsiniz) Eleştirmenler, kitap ekleri, diğer edebiyatçılar övmüş de övmüş. Bu övgüleri görünce ister istemez “Tamam, sakin olalım. Tabii Türk yazarı destekleyelim, tabii güzel bir anlatımı övelim ama o kadar da abartmaya gerek yok” diye aklımdan geçiyor. İster istemez mesafeli yaklaşıyorum. Ne olursa olsun kulaktan kulağa yayılan övgü veya tanıdık tavsiyesi gibisi yok.
  • Kitapta geçen ekonomik kriz aslında 2001 krizi. Tuhaf bir tesadüfle Behçet Çelik’in romanı yayımladığı tarih olan 2008’de de ekonomik kriz var. Bir röportajında Marx’ın, kapitalizmin zaman zaman tekrar eden krizlerden bahsettiğine değinmiş. Romandaki eleştirel tavrı Marxist yorumlayacak okurlar hata yapmış olmayacaktır sanırım.
  • Behçet Çelik’in hem bu romanı, hem de diğer birkaç öykü kitabı Temmuz 2016’da D&R’larda 5 TL’den satılıyor. Bunu belirtiyorum, çünkü kitaplar pahalı ve bizler kısıtlı imkanlarla bilmediğimiz yazarlara “yatırım” yaparken çekimser davranabiliyoruz. Oysa 5 TL nedir ki… Alınız, okuyunuz.