Zelda Fitzgerald’ın Romanı – Therese Anne Fowler

Zelda Fitzgerald’ın Romanı, ilk olarak kapağıyla ilgimi çekmişti. Orijinal baskısındaki kapağın neredeyse aynısı, ilgi çekici bir profil. Zelda Fitzgerald güzel ve çılgın imajıyla popüler kültürün en çok sevdiği isimlerden biri.  Eşi Scott Fitzgerald ile Jazz Çağı’nın çılgın partilerinde gezerken, Scott popüler romanlarının ve öykülerinin övgülerini topluyordu. Zelda ise gölgede kalıyordu. Sadece iyi bir eş olması, Scott’ın alkolikliğini görmezden gelmesi ve şovun devam etmesini sağlaması gerekiyordu.

Zelda Fitzgerald'ın Romanı
Zelda Fitzgerald’ın Romanı

Zelda gerçekten söylendiği gibi “deli” miydi? Anlatılan çılgın hikayeler uydurma mıydı? Bu deli yakıştırmasını ona en çok uygun gören kişinin Ernest Hemingway olması beni düşündürüyordu. Hemingway maço ve neredeyse kadın düşmanı bir adam. Zelda’dan yana olmak istiyordum.

İki yaz önce Paris’teki Eş isimli kitabı okumuştum. Paris’teki Eş, Hemingway’in ilk eşi Hadley ile olan ilişkisini anlatan bir biyografik romandı. Zelda Fitzgerald’ın Romanı da aynen bunun gibi. Ancak bence bir adım daha önde. Bunda Zelda’nın güçlü ve göz kamaştırıcı bir kadın olmasının etkisi büyük. Ne de olsa Hadley, Hemingway’in onu ezmesine hiç sesini çıkaramamış ve sonunda kendisini aldatmasını izlemek zorunda kalmıştı. Kitabı okurken sürekli Hadley’e kızmıştım. Oysa Zelda böyle değil. Scott bir sosyal ortamda herhangi bir kadınla kendisinden fazla ilgilendiğinde, dikkat çekmek için kendisini bir yerlerden aşağı atabilecek kadar uçarı. İlgi çekmeye aşık, ancak eşi Scott’a da aşık. Yaptıkları çılgınlıkları okurken onların 20 yaşında, ceplerinde para, önlerinde şöhret dolu bir gelecekle, en ünlü mekanlarda en popüler insanlarla parti yapıp sarhoş olduklarını gözden kaçırıyoruz. Bu şartlar altında kim delirmezdi? İnsanın aklına bizim meşhur magazin figürleri geliyor. Tabii çok daha yetenekli oldukları açık.

Sonlara doğru Zelda’nın olgunlaştığı, büyüdüğü görülüyor ancak “delirme” kısımları biraz sönük kalmış. 444 sayfayı 2 günde bitiriverdim, ancak ikinci yarıda hevesimi biraz söndürdüğünü itiraf etmeliyim. Yine de kocasının gölgesinde kalmak istemeyen feminist düşüncelere ilgi duyan güçlü bir kadının öyküsünü okumak güzeldi.

Roman gerçeğe ne kadar sadık emin değilim. Yazar bazı teorileri kendisine göre yorumlamış. (Bu teoriler arasında Scott’ın eşcinsel olması, Hemingway’in Zelda’ya kur yapması gibi dedikodusal skandallar mevcut) Mektupları bile birebir almamış, bu nedenle tarihi bir kitap denilemez. Ama kim kumsalda elinde böyle bir kitapla iyi vakit geçirmeyi istemez ki? Zelda ve Scott’ın hikayesi büyüleyici. Kendinizi kaptırıp tadını çıkarmanızı öneririm.

Notlar:

  • Kitapta Ezra Pound, Hemingway gibi meşhurların yanında şu an pek ismini bilmediğimiz birçok Hollywood yıldızının, şair ve yazarın da ismi geçiyor. Okurken sürekli kendimi internette bu isimleri araştırırken buldum.
  • Zelda’nın yayımlanmış tek romanı, otobiyografik öğeler içeren Save Me the Waltz, merak ettiğim bir kitap, ancak Türkçe baskısı yok.
  • Zelda Sayre, yazdığı öyküleri bile eşinin ismiyle yayımlatmak zorunda kalmış. Scott’ın romanlarında Zelda’dan bol bol alıntı olduğu hatta Zelda’nın eşini kendisinden “çalmakla” suçladığı biliniyor. İyice iç içe geçmiş bir yaşam, sanat eserlerinin de bu şekilde iç içe geçmesi mümkün gibi. Ama eğer Scott’ın tavrı gerçekten romanda gösterildiği gibiyse Zelda’nın sinir krizlerine hak vermemek mümkün değil. Üstelik romanlarında da Zelda’nın mektuplarını, günlüklerini kullanmakta sakınca görmemiş. Ama iş Zelda’nın dans, resim, roman yazmak gibi kendisine kariyer oluşturmasına gelince “Bizim hanım delirdi” Yok ya?! İğrençsin Scott.
  • Woody Allen’ın Midnight in Paris filmini izlemiş miydiniz? Filmde Zelda ve Scott’u göründe yüzünüzde bir gülümseme oluşacak.
  • Muhteşem Gatsby kitabını çok severim. Filmde de altı çizilen bir replik vardır: Daisy, kızı doğunca, “umarım güzel ve aptal olur” diyor. Bu lafı da Zelda’nın yeni doğum yapmışken, henüz kendisine gelirken söylediği ve Scott’ın bunu hemen not ettiği söyleniyor. Yazar adamla yaşamak gerçekten zor olmalı.
  • Kadın öykülerini konuşurken susmak bilmiyorum galiba ama son bir not daha: Bu tür kitapları okurken, çocukları düşünmeden edemiyorum. Kendi hayatları içinde savrulan anne babalar, çocuklarla doğru düzgün ilgilenmiyorlar, bazen onları sevmiyorlar bile. Neyse ki Zelda ve Scott sevgi doluymuş. Yine de ilgili oldukları söylenemez. Kızları da ilerki yaşlarında alkolizmle boğuşmuş.