Ölülerin Sözcüsü – Orson Scott Card

Ölülerin Sözcüsü, Ender Serisi’nin ikinci kitabı. İlk kitap Ender’in Oyunu hakkındaki yazıyı daha önce okumuştunuz. Orson Scott Card, 1986’da yayımlanan bu kitapla Nebula Ödülü almış, böylece aynı yıl hem Hugo hem Nebula Ödülü alarak ismini bilimkurgu severlerin hafızalarına kazıtmış.

Ender’in Oyunu’nu temposu ve savaş oyunları için okuduysanız, Ölülerin Sözcüsü sizi sıkabilir. Çünkü bu ikinci kitap, daha felsefik bir konuya giriyor. Ender’in bir seçilmiş kişi olması, hem askerî hem dinî lider olabilmesi insanı biraz sıksa da, tartıştığı konular nedeniyle ilgiyle okunuyor. Kitabın sonuna yazarın bir de sonsözü eklenmiş. Bu yazıda Orson Scott Card, aslında ilk olarak Ölülerin Sözcüsü’nü yazmayı düşündüğünü, ancak Ender’e bir giriş öyküsü oluşturmadan bu kitaba başlayamadığını anlatıyor.

Ender ilk kitabın sonunda beklediğimiz gibi bir kahraman olamamıştır, çünkü dönemin bakışıyla, Ender’in yaptığı katliam “Soykırım” olarak adlandırılmaktadır. Ender de bu fikre katılıyor ve ölülerin öykülerini anlatmaya başlıyor. Öykünün mistik bulabileceğiniz yönleri var, aslında bilimsel düşünüldüğünde pek mistik sayılmaz. Çünkü bilinen yaşam formlarına göre düşünüyoruz, oysa evrende bildiğimiz kuralların dışında yaşam formları olabilir. İlk kitaptaki böcekler şu an hayatta değil, ancak her an dönebilirler. Bu kitapta ise domuzcuklar var. Anlaması oldukça zor, onlarla ilgililenen bilim insanlarıyla karmaşık ilişkiler kuran domuzcuklar. Ve Ender, bir de aşk buluyor. Antropoloji öyküleri ilginizi çekiyorsa, oldukça merakla okuyacağınız bir metin. Hiç tanımadığımız bir türle karşılaşsak ne olur? Biz mi onlardan öğreniriz, onlar mı bizden? Kendimizi üstün tutar mıyız?

Notlar:

  • Ölülerin Sözcüsü, Ender’in Oyunu gibi Altıkırkbeş Yayınları‘ndan çıkmış, bu kitabın da harika bir baskısı olduğunu söyleyemem, yazım hataları da boldu. Fakat ilk kitaptaki gibi beni şüpheye düşürüp İngilizce karşılığını araştırtan cümleler daha azdı.
  • Orson Scott Card’ın röportajlarını okursanız, zaten homofobik ve dindar olduğunu bilirsiniz. Bu öyküde de insana tuhaf gelen birkaç durum var: Öncelikle aldatan bir eş var (Novinha), tam altı çocuk yapmış, ilerleyen bölümlerde bir altı çocuk daha yapıyor. Bu doğurgan hanım, eşinden dayak yiyor ve bu dayak “günahlarının bedeli” olarak meşrulaştırılmış. Eşin kötü huyları var (!) ama yine de adama sempati duymamız için çabalanıyor. Bu aldatma hikayesi nedeniyle bilmeden kendisini enseste itilmiş bulan iki karakter daha var. Ve yine yan karakterler az çok derinlikli, sempatik olabilirken, Ender ve Novinha yüzeysel, düz, soğuk ve sonunda bir aşk yaşayacakları baştan söylenmesine rağmen herhangi bir duygu hissettirmiyorlar. Yeşeren bir aşka tanık olamıyoruz. Onun yerine mekanik din adamlarının domuzcukları dine döndürebilmek için ellerini ovuşturması ve Ender’in çocuk yapma hevesi var.