Middlesex – Jeffrey Eugenides

Aile destanlarını sever misiniz? Ben çok severim. Middlesex, Jeffrey Eugenides’in ödüllü romanı. 640 sayfalık kalın bir kitap. Hem İnkılap Kitabevi hem Domingo Yayınevi bastı bu kitabı. İnkılap baskısı çok ucuzlamıştı, 2014’de Babil.com’da aynı yazarın Bakir İntiharlar kitabı 2,25 TL, Middlesex kitabı ise 5,25 TL idi. Ben de ilk çıktığında yarattığı ilgiyi hatırladım ve kapaktaki “Pulitzer Ödülü” ile baştan çıktım, alıverdim. Bakir İntiharlar’ı hemen okudum, Middlesex’in ise kalınlığı gözümü korkuttu, okumayı erteledim.

Middlesex

Middlesex bir göç öyküsü. Tanıdık bir yerde, Bursa‘da başlıyor. Bursa’daki Rum ailelerden biri, yıl 1922, Kurtuluş Savaşı devam ederken köylerinden kalkıp İzmir’e geliyorlar. İzmir’deki Yunan İşgali’ne, büyük yangına ve Yunanların kaçışına tanık oluyorlar. Kendileri de Amerika’ya göç ediyorlar. Anlatıcımız Calliope, yayasının öyküsünü anlatırken, zaman zaman kendi öyküsüne de dönüyor. Hem Bursa, Türkler ve Yunanlar anlatılıyor, hem Amerika ve Amerikalılar. Hem göçmen olmak, hem aile olmak.

Oldukça sürükleyici bir roman. Hele başlangıçta, tanıdık Anadolu anlayışı ve göçmenlerin şaşkın adaptasyonu insanı kitaba bağlıyor. Sonraları, aslında Calliope’nin daha baştan bildiğiniz “tuhaf” durumunun nasıl ortaya çıkacağını merak ediyorsunuz; Calliope hermafrodittir.

Hermafrodit birisini anlattığını duyunca ve Middlesex ismini görünce, kitabın daha “marjinal” olabileceğini düşünmüştüm. İtici bir yeraltı edebiyatı anlatımı beklemiştim. Oysa kitap oldukça bilindik bir tarzda akıyor, normalliği anormallikle birleştiriyor. Öyle “açıkgörüşlü olmayanlar okuyamaz” gibi bir durum yok, hatta neredeyse fazlasıyla bilindik bir anlatım. Kitabı ailemdeki birkaç kişi de büyük bir ilgiyle okudu, yani her yaştan ve ilgi alanından insanın beğenisini kazanabilecek, akıcı bir roman olduğuna inanabilirsiniz. (Hani bana inanmıyorsanız, aile büyüklerime inanın) Benim gibi yanılmanızı istemem, bu nedenle bu hermafrodit meselesinin kararınızı gölgelemesinden korkuyorum, pek fazla bahsetmiyorum.

Bir ailenin öyküsünü anlatırken, bazen öne çıkan, bazen geriye itilen karakter oluyor. Bazılarını yüzeysel olarak tanıyoruz. Ancak Desdemona daha öykünün başından itibaren kalbinizi kazanacak ve onun Bursa’dan Detroit’e uzanan hayatına tanık olacaksınız.

Notlar:

  • Kitap, ünlü TV talk show’cu Oprah Winfrey‘in Kitap Kulübü’nde yer alınca, çok satan ve çok konuşulan bir kitap haline geldi. Bu durum bence ilginç, Winfrey gibi TV ikonlarını ciddiye almama eğilimindeyiz ancak bazen işe de yarayabiliyorlar. TV ikonlarının iyi örnekler teşkil etmesi gerektiğini konuşup duruyoruz, bu bir “mecburiyet” olmasa da, iyi örnekler de olması tabii harika. Kitap Kulübü başlatmak oldukça sıkıcıya benziyor ama Winfrey başarıya ulaştırmış.
  • Kitapta Chapter Eleven diye bir karakter var. Chapter Eleven, Amerika’nın iflastaki şirketleri koruyan yasal beyannamesinin ismi, 11. Bölüm. Bunun bir dipnot olarak belirtilmesi hoş olabilirdi, karaktere konuya uygun bir rumuz uygun görülmüş.
  • Tahmin edebileceğiniz gibi yazarın da ailesi Bursalı Rumlardanmış.