Karanlıktan Sonra – Haruki Murakami

Karanlıktan Sonra, Murakami hakkında bilgi edinirken denk geldiğim fakat okuma şansına erişemediğim bir romandı. Çünkü İngilizcesi After Dark olan bu roman dilimize daha yeni kazandırıldı ve insan ister istemez yabancı dilde kitap okuma konusunda biraz daha tembel oluyor. Neyse ki Haruki Murakami artık ülkemizde oldukça fazla okunan bir yazar, böylece Doğan Kitap bol bol kitabını basıyor.

Yine bir Doğan Kitap pazarlama manevrası: Kitabın farklı renklerde kapakları var. Benim alışveriş yaptığım kitapçıda sadece bir mavi kapak kalmıştı, bolca turuncu kapak vardı, diğer renklerse hiç yoktu. Son mavi kapaklıyı aldım. Kitap kapağının rengi pek de önemli değil aslında, ilgi çeken bir şey işte.

Bu roman oldukça ince, bir kez başladığınızda hemen sonunu getirebilirsiniz. Daha önce Murakami okudunuz mu bilmem fakat bolca “tipik Murakami” kısımları var. Bazen Japonya’da Murakami’yi “Yeterince milli öğeler kullanmıyor, Amerikan özentisi” diye yeren var mıdır diye merak ediyorum. Amerikan restoran zincirlerinde oturan karakterlerimiz, Amerikan Jazz sanatçılarını dinliyor. Murakami zamanında jazz bar işlettiğinden ve müziğe çok meraklı olduğundan bu şaşırtıcı değil. Çünkü vermek istediği duyguyu en iyi bildiği ve anladığı tür üzerinden aktarması doğal.

Sürprizleri bozmadan biraz anlatmak istiyorum: Romanın başında, bir gece vakti, yalnız bir genç kızla tanışıyoruz: Mari. Mari neden gece vakti böyle yalnızdır bilemiyoruz, merak ettiren ve hafif tekinsiz bir hava var. Sonra mekana genç bir adam giriyor, Mari’nin ablasının arkadaşı Takahaşi. Takahaşi’nin “senin gibi bir kız gece vakti burda ne arıyor”, “fotomodel ablan ne kadar güzeldi” ve “kızlar çantalarında böyle kocaman kitaplar taşımaz ki” şeklinde ilerleyen berbat erkeksi cümleleri beni sinirlendirse de Takahaşi’de sevimli bir yön de var. Takahaşi ile karşılaşması Mari’nin gecesini bambaşka bir yöne sürüklüyor ve Mari kendini Çinli bir seks işçisine yardım etmeye çalışırken buluyor.

Seks işçileri, kadınların gördükleri şiddet, şiddetten kaçan kadınlar gibi konulara bunaltmadan değiniliyor. Diğer yanda ise Murakami okurlarının tanıdığı gizemli olaylar ve rüyalar Mari’nin ablası Eri üzerinden devam ediyor.

Zaten kısacık bir roman olduğundan tamamen anlatmaya gerek yok, Sahilde Kafka veya İmkansızın Şarkısı gibi “en iyiler” listelerine giremeyecekse de okumaya değer. Sonunda ufak bir umut ışığı veren, güzel bir okuma deneyimi.

Notlar:

  • Roman aslında 2004’de yayımlanmış, ancak bizler 2017’de okuyabiliyoruz. İşin güzel yanı Japonca aslından çevirilmiş. İlk Murakami çevirileri İngilizce’dendi, çevirinin çevirisi olunca çok şey kayboluyor.
  • Murakami Nobel alabilecek mi tartışmaları bir türlü bitmiyor, konu iyice bayatladı. Bu arada bir de yeni romanı var: Kumandanı Öldürmek. Türkçe’de ilerleyen zamanlarda okuyabileceğiz. Kumandanı Öldürmek için yapılan basın toplantısında Nanking Katliamı’a değindiği için şimşekleri üzerine çekti. Bu gibi sansasyonel ve bazı kesimleri rahatsız eden açıklamalar yazarların tanıtımları için mi yoksa gerçekten samimi mi herhalde hiç bilemeyeceğiz. Yine de böyle kitleleri etkileyen yazarların önemli olaylara değinmesi çok güzel.