Hayatı Sadeleştirmek İçin Derle Topla Rahatla – Marie Kondo

Odanıza şöyle bir baktığınızda, bir otel odası ferahlığı ve düzeni görüyor musunuz? Buna “Evet” yanıtını verebilecek insan sayısı çok azdır. Derli toplu bir ortam herkesin hayali olsa da dağınıklıktan kurtulamıyoruz. Marie Kondo, Japon minimalizmini bir adım öteye taşımış, kendi adını taşıyan Konmari Metodunu bulmuş ve bu kitabı yazmış: Hayatı Sadeleştirmek için Derle Topla Rahatla. İngilizcesi The Life-Changing Magic of Tidying.

Uzun süredir bu çok satan kitabı duyuyordum. Youtube’da KonMari Metodu diye aratırsanız, Marie Kondo’nun giysi katlama metodlarını ve dolap yerleştirme önerilerini görüyorsunuz. Bloglar, dergiler, bu metodları öneriyor. Bir çeşit kişisel gelişim kitabı. Marie Kondo müşterilerine nasıl düzenli olabileceklerini anlatıyor, işi bu. Önerileri oldukça sert: Neredeyse her şeyi çöpe gönderiyoruz! (Tabii bağışlayabilirsiniz de) Geçenlerde yabancı bir sitede Amerika’da bu kitabın popüler olması nedeniyle ikinci el satış yapan mağazalarda ürün fazlası oluştuğunu okudum. Yani “saklamayın, atın” önerisi insanları harekete geçirmiş. Basitleşme ve minimalizm ilgimi çeken konular, sık sık bu konuları düşünüyorum. Bu nedenle Marie Kondo’nun diyeceklerini de merak ediyordum.

Kitapta neler yazıyor?

Öncelikle KonMari metoduna göre nasıl bir ev ve nasıl bir yaşam istediğinizi hayal ediyorsunuz. Buna uygun olarak evi düzenlemeniz gerekiyor. İlk sırada giysiler, sonrasında kitaplar, evrak ve kağıtlar, diğer eşyalar ve anılara geçiyorsunuz. Yapmanız gereken oldukça yorucu bir iş, ancak Marie Hanım diyor ki; bir kez bunu yapınca, artık hep düzenli olacaksınız. Bu yüzden etraftaki, dolaptaki, kutudaki, her yerdeki giysileri odanın ortasına yere yığıyorsunuz. Sonra tek tek bu eşyaları elinize almaya başlıyorsunuz. Eşyaya bakıp “bu bana mutluluk veriyor mu?” diye kendinize soruyorsunuz. Eğer mutluluk vermiyorsa, evinizde işi yok; at gitsin. Öyle “belki giyerim, dur bakalım” falan yok. Ayrıca atacaklarınızı aile üyelerine de göstermiyorsunuz ki kafanızı karıştırmasınlar.

Buraya kadar çok anormal değil, sadece Marie Hanım askeri disipline sahip bir insana benziyor. Kitabın başında 5 yaşından beri ev ekonomisi ve düzeni hakkında dergiler okuduğunu ve küçük yaşlardan beri sürekli ev topladığını anlatıyor. Siz de bu toplama ve atma seansını yaparken, müzik bile dinlememeliymişsiniz. Sabah erken saatte, temiz havayla bu işe başlamalıymışsınız. Toplama ve atmayı sanki bir meditasyon gibi anlatıyor. Evde küçük bir kızın etrafı topladığını, sürekli ev ekonomisi dergisi okuyup eşya düzenlemeye çalıştığını ve dağınıklıkta sinirlenip moralinin bozulduğunu görsem, o küçük kız için endişelenirdim. Marie Hanım biraz deli göründü bana!

Eşyaların size gerekli olup olmadığını, size mutluluk verip vermediğini anlamaya çalıştığınız noktada, eşyalara bir ruh yüklüyor. Artık ihtiyacınız olmayan bir eşyaya “teşekkür edip”, sonrasından ondan kurtulmanızı öneriyor. Zen, öyle mi?

Giysileriniz fazlaysa onları da kategorilere bölüyorsunuz: Üstler (bluz vs), altlar (pantolon, etek vs), asılması gerekenler (ceket, palto vs), çoraplar, iç çamaşırları, çantalar, aksesuarlar, özel gün giysileri, ayakkabılar. Tüm giysileri yere attıktan sonra ayırmaya başlıyorsunuz. İnsanlar bunu yaparken “giyecek giysim kalmazsa ne olacak?” diye soruyormuş, benim de giysilerime bakarken en çok sorduğum soru budur. Ancak Marie Hanım böyle bir durum kimsenin başına gelmiyor demiş.

Bir diğer ilginç kısım: Ev Giysileri. Dışarıya giyilmeyecek kadar eskimiş veya modası geçmiş giysileri evde giymek için ayırmak yaygın bir davranış. Marie Hanım buna da karşı. Kendinize olan saygınızı korumak için evde ve uyurken de güzel şeyler giymeniz gerektiğini söylüyor.

Sonrasında saklamaya geliyoruz. Giysileri uygun şekilde katlayarak yerden istifade edeceğiz. Bu da güzel ve doğru bir kısım, ancak Marie Hanım burada da hafif deli olduğunu bize gösteriyor ve diyor ki: Giysileri katlarken onlara enerji de veriyorsunuz. Japon anlayışıymış. Amaç giysileri katlayabildiğiniz kadar katlayıp, çekmeceye dik bir şekilde dizmek.

Kitap beklentilerimi karşıladı mı?

Kitabı kendisine ve evine çekidüzen vermek isteyen, ev işlerine meraklı olan herkese tavsiye ederim. Tabii kendinizi fazla kaptırmayın, Marie Hanım gibi tişörtlere teşekkür etmeye başlamayın. Hiçbir şey kazanmasanız bile katlama metodunu öğrenmek oldukça işe yarar. Fakat keşke kitap görsellik, fotoğraf veya çizim de içerseymiş. Kitabı okumadan, sadece Youtube videolarıyla da idare edilebilir.

Notlar:

  • Marie Hanım çorapları ASLA top haline getirmemenizi söylüyor. Tüm gün ayaklarınızın yükünü çekmiş zavallı çorapları dinlenebilmeleri için rulo yapmalıymışız. Ah be deli Marie…
  • Kitabı İngilizce olarak okudum, tercümesi hakkında bilgim yok, ancak Türkçesi Epsilon Yayınları’ndan çıkmış.
  • Bana mantıksız gelen kısım “kitaplarla vedalaşma” kısmı oldu. Şu sıralar kütüphanemdeki kitapları listeliyorum, henüz 500’lü sayılardayım, daha bitmedi. Marie Kondo diyor ki, kütüphanesinde en fazla 30 kitap tutuyormuş. Bu işe başladığında yaklaşık 100 kitabı varmış ve kitapları sevdiği için ayrılması zor olmuş. Açıkçası gerçekten kitapları çok seven ve evinde kütüphane bulunmasından hoşlanan biri için bu söylediği inandırıcı değil. Kitapları “atın gitsin, gerekirse internetten alırsınız” demek acımasız ve anlamsız. Çünkü kitapla insan ilişkisi giysilerle veya diğer eşyalarla olduğu gibi değil. Üstelik ben, mümkün olduğunca e-kitap okumaya çalışıyorum, yani maddi olarak kitaplara fazla bağlanmaktan yana değilim. Hatta Marie bir dönem sevdiği kısımların sayfasını yırtıp kitabın kalanını atmayı da denemiş ki bu da benim gözümde kendisinin hafif deli olduğunun bir diğer ispatı.
  • Marie Kondo her gün eve geldiğinde giysilerine teşekkür ediyormuş. Çantasını boşaltıp cüzdanına “bugün iyi iş çıkardın, aferin, haydi şimdi dinlen” diyormuş. Gülünç, evet.