Ender’in Oyunu – Orson Scott Card

Ender oldukça meşhur bilimkurgu serilerinden biri. Orson Scott Card, önce bir öykü olarak Ender’i anlatmaya başlamış, ancak sonra bir seriye dönüşmüş. Ender’in Oyunu 1985’de yayımlanmış ve dönemin ruhunu yansıtıyor: Sovyetler henüz yıkılmadı, ABD sarsılıyor, dünya savaşıyor.

Roman’ın konusu Ender isimli bir çocuğun dünya dışı varlıklarla savaşa hazırlanması üzerine. Ender’in iki kardeşi vardır, Peter ve Valentine. Valentine çok insancıl olduğundan asker olamıyor, Peter psikopat olduğundan. Ender ise ikisinden de üstün, herkesten daha yetenekli, dahi çocuk. Dünyanın ve insanlığın kurtarıcısı olacak, fakat bu hazırlık sürecini nasıl atlatacak?

İlginç olan, Ender ana karakter olmasına rağmen Ender’in karakterini, nasıl biri olduğunu pek anlayamıyoruz, oysa Valentine ve Peter daha anlaşılır karakterler. Aslında Ender’in küçük bir çocuk olmasına rağmen askeri deha olarak yetiştirilmesi tam bir koşturmaca ve karakter gelişimine pek yer bırakmıyor. Yine de insan okuduğu romanın karakterine daha fazla sempati duymayı bekliyor hani. Sonunda ise bu kitabın neden ödüllü olduğunu anlıyorsunuz: Oldukça iyi bir fikir üzerine kurulmuş ve ilginç tartışmaları beraberinde getirecek bir sürpriz son.

Romanı yıllardır bilirim, fakat Orson Scott Card‘ın röportajlarını okuduğumdan, dünya görüşünü beğenmediğimden, okuyasım gelmemişti. Böyle önyargılı olmak ne kadar doğru? Belli bir yaş ve deneyimle birlikte baya doğru. Çünkü hayat kısa ve okuyacak birçok kitap varken beni sinirlendirecek bir metine zaman ayırmak istemem.

Peki nedir bu görüşler? Örneğin eşcinselliğe ve eşcinsel evliliklere karşı. Örneğin misyonerlik yapacak kadar Hıristiyanlığına bağlı hatta dini öğeler taşıyan kitaplarıyla tanınıyor. (Bu cümleyi yazarken dindarlığın veya herhangi bir dinin insanın yapıtlarına neden negatif etkisi olsun diyebilecek insanları düşünsem de geri almıyorum, çünkü bu uzun tartışmaya şu an gerek yok)

Ender’in Oyunu konu ve fikir olarak ilginç. Aynı yıl hem Hugo hem Nebula Ödülleri almış önemli bir bilimkurgu serisi. (Hugo Ödülü’nü serinin ilk kitabı ile Nebula’yı ikincisiyle alıyor) Fakat Arthur C. Clarke, Asimov gibi ustaların eserlerinin yanına kendini konumlandırabilecek mi onu zaman gösterecek. Dünya ilk bakışta kutuplaşmaya gidiyor gibi görünse de eşitlik, azınlık hakları gibi konularda muhafazakar tavır sergileyen yazarlara zaman iyi davranmıyor.

Notlar:

  • Kitabın film uyarlaması hakkında bilgi için linke tıklayabilirsiniz. Seri zaten uyarlamaya pek uygun sayılmaz, film de parlatılmış bir Hollywood aksiyon-macera filmi.
  • Kitapla ilgili kafama takılanlardan biri de tercümede: Kitaptaki düşmanların İngilizcesi “Bugger” Bugger kelimesi rahatsız edici, baş belası gibi bir anlama geldiği gibi, argoda eşcinseller için kullanılan bir kelime, hatta yer yer fuck’tan da kaba bir söz olabiliyor. Türkçe baskıda, köken “bug” yani “böcek” olduğundan, düşmanları “böcekler” olarak çevirmişler. Filmde ise Hollywood bu topa girmek istememiş ve Bugger kelimesini hiç kullanmamış. Bunun yerine Formic kelimesini kullanmışlar. Yazar, 1985’de bu argo kullanımdan habersiz olduğunu söylemiş ve bu değişikliği kendisi istemiş.
  • Tercüme ve editörlük berbat. Okuyabilirseniz orijinal İngilizce kitabı okumanızı tavsiye ederim. Ne yazık ki Altıkırkbeş bir kez daha sınıfta kalıyor. Tutarlılık yok, bir bölümdeki isim diğer bölümde farklı. Yanlış demeyeyim de hani eksik tercümeler var, tadınızı kaçıran detaylar var.