Drakula – Bram Stoker

Meşhuuuur meşhur vampirimiz Drakula. Bu efsaneleri ve Drakula’yı başımıza saran Bram Stoker… Mı? Değil tabii, birçok vampir efsanesi var, neredeyse her kültürde kan emici korkunç varlıklar mevcut. Ama bu efsaneleri Kont Drakula ile birleştirip gotik ve korkutucu bir karakter ortaya koyan Bram Stoker. Öyle ki Drakula denildiğinde akla kitap değil, karakter geliyor.

Drakula’yı uzun zaman önce alıp kütüphaneme koymuşum, sanırım bir indirimden almıştım. Yaz Okuma Şenliği listemi hazırlarken yeniden aklıma düştü.

Drakula

Klasik roman ağırlığı yok, belki de Artemis biraz dili sadeleştirmiştir. Yine de 1800’lerin sonunda geçmesi ve atmosfer tabii ki gerilimi hissettiriyor. Olayları mektuplar, günlükler ve gazete haberleriyle takip ediyoruz. Böylece birkaç karakterin zihnini okumamız mümkün oluyor. Kitabın Drakula olduğunu bildiğimiz ve kişilerin başlarına gelenleri/gelecekleri tahmin ettiğimiz için günümüz okuyucusu için gerilim seviyesi düşük. Merakla okunuyor ancak biraz uzun. Bir süre sonra artık hızlanmasını istedim. Kitapta bana ilginç gelen bir diğer nokta da, insanların tepkileri. Mesela birkaç ay önce evlenmek istediği kişi ölüyor, bir  haftada düzeliyor adam. Kadınları birer melek, birer azize olarak görme eğilimi var; onları koruyacak mert adamlar hatta günümüz deyimiyle adam gibi adamlar etrafta gezinip duruyor.

Kitap 1897’de yayımlanmış. O dönemden beri sayısız film adaptasyonu yapıldı. Bilmediğim bir şey de Van Helsing karakteriydi. Filminden bildiğim Van Helsing isimli doktor, vampir avcısı olarak Drakula’da yer alıyormuş meğer. Viktorya Dönemi muhafazakarlığı romanda hissedilse de, güçlü bir kadın karakter olan Mina’yı içerdiği için Drakula’yı sever gibiydim, ancak sonlara doğru beni gerçekten sıktı ve Mina’dan da soğuttu. Kadın cinselliğine mesafeli hatta “mesafeli” demek az bile kalabilir. Kadın vampirler erkekleri baştan çıkaracak cinsellikleriyle onları büyüleyecek kişiler olarak gösteriliyor. Kitapta Hıristiyan inancının yüceltilmesine gelince, belki çok anormal değil çünkü malum, vampirden korunmak isteyen din ve batıl inanca sarılır.

Anne Rice okuyarak büyüyenlerden misiniz, Stephenie Meyer mi? Ne olursa olsun önce Bram Stoker’dan başlamakta fayda var.

Notlar:

  • Drakula veya asıl ismiyle Dracula, aslında kitaba Stoker’ın koymadığı düşündüğü isim değilmiş, son anlara kadar ismi “Un-Dead” (Ölmeyen) olarak geçiyormuş. Un-dead, Stoker’ın icadı olan bir sözcük.
  • Çok sevdiğim Sherlock Holmes’un yazarı Arthur Conan Doyle, Stoker’a Drakula’yı ne kadar beğendiğini belirten bir mektup göndermiş.
  • Bram Stoker’ın eşinin Oscar Wilde’la evlenmek yerine Stoker’la evlendiğini okudum. Çok acıklı olmaz mıydı? Eşcinsel bir eş kadıncağızı çok mutsuz ederdi. Gerçi Bram Stoker da mutsuz etmiş olabilir çapkınmış diye duydum.
  • Özcan Deniz‘in Dracula Memo diye bir şarkısı var, dinlemediyseniz mutlaka dinleyin, çok matrak.